telefon kim tarafından kaç yılında nasıl icad edildi?

 1876 yılında alexander graham bell tarafından icad edilen telefon insan hayatın yeni bir çığır açmıştır.İnsanların hayatındaki en önemli değişiklerden biri olan telefon  ile ilgili geniş araştırmalar neticesinde aşğıdaki bilgilere ulaşılmıştır.

11.jpgXIX.  yüzyılın son çeyreğinde Morse telgrafı standart araçları, kuralları ve  uzmanlarıyla tam örgütlenmiş bir kamu hizmeti  durumuna gelmişti. Ve sayısız araştırmacılar daha da geliştirmek için harıl  harıl çalışmaktaydılar. Çabaları özellikle iki yön izlemekteydi: En kısa zamanda  masrafları karşılayacak azami hızı ulaşımdasağlamak; bir de Morse alfabesini bir yana bırakıp  mesajları normal yazıyla alabilmek…

Birincisini duplex (çift taraflı haberleşme) tekniğiyle yani her iki yönden  birden mesaj göndermek yoluyla sağladılar. Bu güzel  icat iki kişinin eseri oldu: Wheatstone (1852) ve Amerikalı Stearns (1868). Ünlü Thomas Edison da bunu 1871′de guadruplex sistem haline  soktu.

İkinci sorun için ilk çözüm bulan İngiliz Davit Hughes (1831-1900)  oldu.1855′te alfabenin harflerine karşılık olan bir klavye  teklif etti. Ama yine de en köklü çözüm yolunu basit bir telgraf teknisyeni olan  Fransız Emile Baudot (1845-1903) gösterdi. 1874′te karma biryol Hughes ile şirketinin kullandığı Morse makinelerinin  birleştirilmesini teklif etti. Ve bunu gerçekleştirmeyi başardı. Böylece yazılı bir telgraf meydana getirmekle kalmadı, birkaç mesajı (5-6 taneyi) birden  gönderme imkânını dasağlamış oldu.

bell_first_tel1.jpgAçıkgöz  bir adam olan Baudot, icadının beratını almaya ve makinesini P.T.T.’ye kabul  ettirmeyi başardı. Bunun kendisine paraca bir tatmin sağladığı söylenemezse de  adının Morse’unki gibi gelecek kuşaklara bir cins isim olarak kaldığını görmek  kıvancına erişti.

Telefon Baudot’nun ilk denenmesi sırasında icat edildi.

Bu icadın da uzun bir geçmişi olmuştur. İlkini, sicimi: telefonu (Hooke) bir  yana bırakalım; 1782′de sesleri 800 m. uzağa götürmeyi deneyen Papaz Dom  Gauthey’i de anıp geçtikten sonra, bu alanda ciddi ilk çalışmayı yapmış olan  Amerikalı Charles Page’a (1812-1873) gelelim. Page yumuşak demir parçacıklarını hızla mıknatıslamak ve mıknatıslığını gidermek yoluyla sesleri almayı başarmıştı. Meslektaşı Cenevreli fizikçi Auguste de la Rive (1801-1873) bunu  geliştirdi ve işi, telefonun gerçek ön-icatçısı olarak sayacağımız Alman fizikçi  Philipp Reiss (1801-1873) ele aldı .

Reiss makinesi sesin titrediği bir zardı ve bu titremeler elektrik devresini  kapatmaktaydı.

2.jpgReiss, uluslararası üne sahip bir bilgin değildi. Öyle ki, çalışmaları kendini aynı çalışmalara  vermiş olan Amerikalı profesörün kulağına rastlantıyla çalındı. Bu bir diksiyon  profesörünün oğlu olup 3 Mart 1847′de Edinburg’da doğan Graham Bell idi. Kendisi  debabası gibi fonetikle konuşma mekanizması ve sağır  dilsizlerle ilgilenmişti. Bu alandaki incelemeleri sırasında Holmholtz’un “İşitme Duyusu Açısından Müziğin Fizyolojik Teorisi” (1863) adlı eserinden,  elektromıknatısın etkilediği bir diyapazon aracılığıyla nasıl sesler elde  edilebileceği hakkında fikir edinmiş ve elektrik konusunda incelemeler yapmaya  başlamıştı.

1872′de A.B.D.’ye göç eden ve Boston Üniversitesine ses  fizyolojisi profesörü olarak atanan Bell, sağırlarla ilgili projelerinibir yana atmış değildi; hatta bir sağır kadınlaevlenmişti. O kadar ki, 1875′te bir telgraf  maniplesi aracılığıyla bir diyapazonu onlar için titreştirmişti. Günün birinde  diyapazonun yerine mıknatıslı maden  parçaları kullandı ve bunlardan birinin kuru bir ses çıkararak elektromıknatısa  gidip yapıştığını gözlemledi. Ani bir esinlemeyle irkildi. Maden parçacıklarının  yerine bir zar yerleştirdi ve zarı titreşimlerine göre direnci değişen bir  elektrik devresine bağladı. Sonra telin öbür ucunda çalışmakta olan asistanına  seslendi: “Bay Watson, gelin! size ihtiyacım var.” Watson şaşkın ve ürkek bir  tavırla koşup geldi: Patronunun sesini telefondan duymuştu.

old_tel.jpgBu  olay 10 Mart 1876′da olmuştu. O zamanlar ilim adamları bu icadı Amerika’nın en  olağanüstü buluşu olarak nitelemekteydiler, ama o haliyle çok olduğu da bir  gerçekti. Bir elektrik jeneratörüyle çalışmıyordu. Elektrik akımını yaratan,  vericideki manyetik alanın değişimleriydi ve bu telden geçerek alıcıdaki  elektromıknatısı harekete getiriyordu. Bu durumda 10-12 metreyi aşamazdı. Aygıtı ilk geliştiren Edison oldu (1876). Vericiye bir pil bağlayarak gücünü artırdı. 1878′ de Hugnes mikrofon’u icat etti ve böylece zarların titreşimleri sonucu  elde edilen sesleri büyük oranda yükseltmek mümkün oldu.

Böylesine olağanüstü bir buluş, sözgelişi, New York’ta iken Boston’daki  arkadaşının sesini duymak görülmemiş bir heyecan yarattı; olaylara,  kıskançlıklara, kinlere ve davalara konu oldu. ilk davayı açan Amerikalı değerli  teknisyen Elisha Gray (1835-1901) idi. içine kapanık bir araştırmacı olan Gray  telefonu Graham Bell’le aynı zamanda bulmuş, ama ne yazık ki beratını ondan iki  saat sonra istemişti. Bu 120 dakikalık gecikme mahkemelerin, haklarını reddetmesi için yetti. Graham Bell’in, icadını telgraf şirketi Western Union’a  teklif edip (1877) reddedilmesinden sonra kurulan Bell Telephone Şirketi  aleyhine; sözde başka mucitler, geliştiriciler ve rakipler tarafından bir yığın  davalar açılmaya başlanmış, bir yandan da berat meseleleri çevresinde tatsız  didişmeler ve açgözlü çekişmeler almış yürümüştü.

Bütün davalar art arda gerçek mucidin lehine sona ermekteydi. Telefon da bir  yandan durmadan yayılmakta, teller şehirlerden şehirlere uzanmaktaydı. 1880  yılında Amerika’nın 35 eyaleti telefon santralına kavuşmuş ve 70.000 abone  kaydetmişti. Bell 4 Ağustos 1922′de Halifax’da öldüğünde A.B.D. ve Kanada’daki 17 milyon abonelik şebekede ulaşım bir dakika durduruldu.

4.jpg1876′da telefonun  icadı bunca hayranlık dolu bir şaşkınlık yarattıktan sonra fonografın etkisi ne  oldu, bir gözünüzün önüne getirin. Oysa bu konu da ani olarak patlak vermemiş, çalışmalar az çok kulaktan  kulağa duyulmuştu. Bilim adamları uzunca bir süreden beri uğraşmaktaydılar;  hatta 1857′de yarı yola varmışlardı bile. O yıl mütevazı bir basın musahhihi  olan Fransız Edouard-Leon Scott (1817-1879), gerçek bir kaydedici fonograf imal  etti. Bu, altında bir silindirin döndüğü madeni bir sivri uç ve buna bağlı bir  zardan oluşmuştu. Bu zarın önünde konuşulunca ya da şarkı söylenince sesler  sivri madeni uç aracılığıyla silindirin üzerinde titreşimli izlet  bırakıyordu.

Bu kaydetmenin tersinin olabileceği yani sivri ucu bu izlerden bir daha  geçirmek yoluyla söz ya da müziği yeniden meydana getirmek bambaşka bir alandı elbet. Ve kolay kolay kimsenin aklına gelecek şey de değildi. Bunu ilk düşünen  Charles Cros (1842-1888) adında bir Fransız oldu. Cros şair, mizahçı, hem de  bilim adamıydı. Bir yandan şiirler yazıyor, bir yandan da teorik olarak renkli  fotoğraf, gezegenlerarası ulaşım ve fonograf tasarlıyordu. Tasarıları gerçekleşti ve 1877′de Bilimler  Akademisine, “paleophone” adını verdiği gerçekte bir fonograf olan bir aletin  planını sundu.

Edison’un bu çalışmadan haberi oldu mu? Yoksa yalnızca bir rastlantı sonucu  olarak mı bilmiyoruz; tıpatıp aynı ilkelere dayanan makinesi için berat istedi.  Edison’u bu makinenin önünde çocukça bir şarkı olan “Mary had a little lamb -Mary’nin minik bir kuzusu var” şarkısını söylerken görenler, makinenin az sonra  hımhım bir sesle bunu tekrarladığını duydular.

1878′in fonografı bir oyuncaktı, ama inanılmaz bir gelişme gösterdi ve  günümüzün elektrofon ve mikrosiyon plaklarına bir yığın yeni buluş ve icatlara  yol açtı…

Telefon nasıl çalışır?
ahize-wince.jpg  Bir elektrik devresi üzerinden bir telefon konuşmasının yapılması sırasında  meydana gelen olaylar şöylece sıralanabilir:

1. Ses enerjisi mekanik enerjiye dönüşür.
  2. Mekanik enerji elektrik  enerjisine dönüşür.
3. Elektrik enerjisi  nakledilir.
4. Karşı tarafta elektrik enerjisi manyetik  enerjiye dönüşür.
5. Manyetik enerji mekanik enerjiye  dönüşür.
6. Mekanik enerji ses enerjisine dönüşür.

Elektrik titreşimlerinin iletkenlerdeki yayılma hızı esas titreşimlerinin  havadaki yayılma hızından birkaç yüz bin kere daha fazla olduğundan (200-300 bin  km/sn mertebesinde) telefon ile konuşanlar, aradaki uzaklığa rağmen, karşı karşıya bulunuyorlarmış hissine sahiptirler. Telefon sistemi üç ana görev yapar. İki abone arasında konuşma irtibatını sağlar ve aboneler arasında çağırma,  meşgul çevirme, ses sinyalleri üretir. Otomatik olmayan manyetolu telefonlarda  bu işlemler elle yapılır.

Bir telefon aletinde bulunan belli başlı parçalar şunlardır:
1. Ses alıcı (mikrofon),
2. Mikrofon akım  kaynağı,
3. Ses verici (kulaklık),
4.  Çağırma ve çağrılma düzenleri,
5. Devre açıp kapayıcılar,  anahtarlar,
6. Çağırma kadranı.

3.jpgManuel ve otomatik  santrallara bağlı telefon aletleri birbirinden farklıdır. Herbirinde yukardaki  parçaların bazıları bulunur. Telefonun ahizesi sesi elektrik enerjisine ve  elektrik enerjisini de sese çevirir. Otomatik telefon cihazında ahize  kaldırıldığında devreyi açan bir anahtar ve ön tarafta numaratörü mevcuttur.  Telefon ahizesi kaldırılınca telefonla santral arasında elektrik devresi  kurulur. Ahizeden ton sesi duyulur. Numaratörden, mesela 6 rakamı çevrilince  elektrik devresi altı defa açılıp kapanmış olur. Elektrik devresindeki açılıp  kapanmalar sinyal olarak santralda devreler vasıtasıyle sayılır.

Muhaberenin konuşma şeklinde olması şart değildir. Lokal santrallara konulan  bilgisayarlar gönderilen sinyal cinsine göre seçim yaparak dağıtımı analog  telefon, sayısal telefon, faksimile, teleks, televizyon bilgi işlem şekillerinde  terminallere ulaştırır. Böylece telefon konuşmaları yanında televizyon, faksimil  resim ve yazı, teleks, bilgisayar işlemleri de çok süratli ve kaliteli olarak  yürütülür.

Muhabere hatları: Muhabere (haberleşme) imkanları çok çeşitlidir. Bunlar:

1. İki telli analog radyo sinyal hattı (1 konuşma).
2. Anolog radyo röle link hattı (30 konuşma).
  3. Sayısal radyo röle link hattı (1920 konuşma).
  4. Çok kollu koaksiyel kablo hattı (7680 konuşma).
  5. Fiberoptik kablo hattı (10.000 konuşma ve üstü).
  6. Muhabere uydular hattı (20.000 konuşma).

İki telli konuşma devreleri uzak mesafelerde kayıplar çok arttığı ve kanal  sayısı sınırlı olduğu için şehir içi dağıtım sistemi dışında kullanılmaz.  Muhabere sistemleri radyo yayınlarından istifadeyle kapasite ve kalite yönünden  çok gelişmiştir. Telefon konuşmaları hem doğrudan analog sinyal olarak hem de bu  analog sinyalin sayısal sinyal haline çevrilmesinden sonra yayınlanarak  yapılabilmektedir. Analog sinyal de yankı problemi ve sinyal gürültü seviyesi  yüksek olduğu için terk edilmiş sayısal sinyal sistemine geçilmiştir.

candlestick-pay-telephone-wince.jpgSayısal  sinyal sistemlerinde, analog sinyal dilimlere bölünerek düzgün palslara ayrılır.  Bu palslar daha sonra kodlanarak verici anteninden ‘0′, ‘1′ sayısal yayın olarak  gönderilir. Kodlanma işlemi her konuşma için ayrı ayrı yapılabildiği için bir  antenden aynı anda binlerce sayıda konuşma palslar halinde yayınlanabilir. Alıcı telefon, istasyondan alınan bu binlerce yayın tekrar kod çözücüde çözümlenerek,  odyo sinyal haline çevrilerek santral mantık devresinden geçerek abonelere  ulaşır. Kodlanmış palslar antenden yayınlanabildiği gibi koaksiyel kablolardan  da gönderilebilir. Koaksiyel kablolarda kayıplar çok azalır. Koaksiyel kablo  yerine bundan daha süratli yüksek kapasiteli ve kayıp oranı çok düşük optik  fiber kablolar da kullanılabilir. Optik fiber sisteminde kodlanmış sayısal  sinyaller optik sinyallere çevrilerek gönderilir. Karşı santralde optik  sinyaller önce elektronik sinyallere daha sonra da odyo analog sinyale  çevrilerek lokal santral mantık devresinden abonelere ulaştırılır.

İki telli muhabere sisteminde aynı anda bir konuşma yapılır. Halbuki pals kod  modüleli sayısal radyo link muhabere sisteminde 30 kanal mevcuttur. Koaks  kablolu sayısal radyo link muhabere sistemiyse en az saniyede 30 megabit bilgi  gönderme kapasitesine sahip olup, 1920 kanallıdır. 1985 senesinde F. Almanya’da hizmete girmiş olan  böyle bir sistem saniyede 565 mbit kapasiteye; bir başka ifadeyle aynı anda 7680  konuşma veya bilgi aktarmaya müsaittir. Fiberoptik sistemler 140 mbit/saniye ve  daha yukarı kapasitede görev yapmaktadır. Fiberoptik muhabere sistemi kapasite  yüksekliği, montaj kolaylığı, bakım istememesi, yüksek kaliteli bilgi  göndermesiyle mevcut sistemlerin en mükemmelidir.

kirk-telephone-lg-wince.jpgÖzet  olarak telefon santrallarının isimleri şunlardır: Elektromekanik telefon  santralı, elektronik telefon santralı, otomatik telefon santralı, şehirlerarası telefon santralı, transit telefon santralı, yarıelektronik telefon santralı, yarıotomatik telefon santralı, mahalli (yerel) telefon santralı… olmak üzere  çeşitleri vardır (1994).

Telefonun tatbikatta sağladığı en büyük fayda muhaberenin süratli bir şekilde  yapılmasıdır. Fiberoptik, koaksiyel kablo ve elektromanyetik yollarla uydulardan  yansıtılarak yapılan telefon görüşmeleri dünyanın her köşesini birbirine  bağlamıştır. Telefon sistemlerinin kanal kapasiteleri her geçen gün artmaktadır.  Kanal sayısında artışlar telefonu daha da pratik bir hale sokmaktadır.  Telekomünikasyon arasındaki önemli gelişmelerden biri de, telsiz telefonun  ortaya çıkmasıdır. Kısa dalga radyo alıcı-vericilerin normal telefon sistemine  bağlamasıyla hareket halinde telefonla konuşma imkanı ortaya çıkmıştır. Bu  sistemle bölgeler arası kesintisiz bağlantı olduğu gibi, çok uzun menzilli  yolculuklar yapan bile istediği yeri anında arayabilir.

Devamı:  http://www.bilgiustam.com/telefonun-icadi/#ixzz1XgBhqCuF

About these ads

About dangerali

bir blog uzmanı
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s